Haluk Zontul: Dragon çıkaracağız

İlk fonunu 2015’te kuran ve şu ana kadar 24 girişime 44 milyon Euro yatırım yapan DCP, 2019 sonuna kadar 60 milyon Euro’luk üçüncü fonunu duyurmaya hazırlanıyor. İlk iki fonundan Infotech, Asset Medikal, LOGO BI ve son olarak Paraşüt’le 4 başarılı exit gerçekleştiren şirket, yeni fonda da deeptech girişimlere yatırım yapacak. DCP Kurucu Ortağı Haluk Zontul, “Hedefimizde hem unicorn hem dragon var. Deep-tech’ten daha çok dragon çıkar” diyor.

ÖZLEM AYDIN AYVACI oaydin@capital.com.tr

Diffusion Capital Partners (DCP), teknoloji yoğun fırsatlara odaklanan Türkiye’nin öncü erken aşama girişim sermayesi fonları arasında önemli bir yere sahip. 2015’te 30 milyon Euro’luk fon kurarak yatırımlarına başlayan, ardından bunu 37 milyon Euro’ya çıkaran DCP’nin yatırımcıları arasında Avrupa Yatırım Fonu, İTÜ Arı Teknokent, Teknopark İstanbul, Bilkent Cyberpark, Sabancı Üniversitesi İnovent ve Şehir Üniversitesi yer alıyor. İlk fondan 18 yatırım yapan DCP, genel olarak 100 bin Euro ile 2,5-3 milyon Euro arasında sermaye yatırımı gerektiren işlere bakıyor. DCP Kurucu Ortağı Haluk Zontul, tamamlanan iki fon kapsamında 44 milyon Euro varlık yönettiklerini ve bugüne kadar toplam 24 şirkete yatırım gerçekleştirdiklerini söylüyor. DCP ekibinin 4 başarılı exit’i de bulunuyor. Infotech, Asset Medikal, LOGO BI ve son olarak Paraşüt, DCP ekibinin başarılı çıkışları. Zontul, şimdi 60 milyon Euro hedef büyüklükteki üçüncü fonu kurma sürecinde olduklarını söylüyor. İlk iki fonda olduğu gibi bu fonda da özellikle “deep-tech” alanında çalışan şirketlere yatırım sağlayacaklarını belirten Zontul, “2019 sonunda ilk kapanışımızı yaparak yatırımlara başlamak istiyoruz. 2010-2011 yıllarında kurulan start up’ların sadece beşte biri deep-tech alanlarda faaliyet gösterirken geçen yıl bu oran yüzde 45’e ulaşmış durumda. Özellikle yapay zeka ve otomasyon teknolojilerinin yaratacağı değişim dalgasıyla deep-tech alanındaki fırsatların daha da artacağını öngörüyoruz” diyor. Zontul, ayrıca fonun tamamı kadar paranın yatırımcılarına ödendiği çıkışlara dragon dendiğini hatırlatıyor ve “Hedefimizde hem unicorn hem dragon var. Deep-tech’ten daha çok dragon çıkar” diye konuşuyor.

DCP Kurucu Ortağı Haluk Zontul, sorularımızı şöyle yanıtladı:

DCP, ne zaman kuruldu?
Diffusion Capital Partners (DCP) teknoloji yoğun fırsatlara odaklanan Türkiye’nin öncü erken aşama girişim sermayesi fon yöneticisi bir şirket. Yatırımlarına 2007’de başlayan DCP ekibi, pazardaki en tecrübeli erken aşama girişim sermayesi fon yöneticilerinden biri. DCP aslında 1 Nisan 2015’te bağımsız bir fon olarak kuruldu.

Yatırımcılarınız arasında kimler var?
Avrupa Yatırım Fonu ile İTÜ Arı Teknokent, Teknopark İstanbul, Bilkent Cyberpark, Sabancı Üniversitesi İnovent ve Şehir Üniversitesi gibi inovasyon ekosisteminin önde gelen kurumları yatırımcılarımız arasında yer alıyor.

Yatırım büyüklüğü aralığınız nasıl? İlk fondan hangi şirketlere yatırım yapmıştınız?
Yatırım büyüklüğü olarak oldukça esnek bir yapımız var. Kağıttan iş fikrine dönmüş noktada da ilk pazar testini yapmış girişimlere yatırım yaptık. Genel olarak 100 bin Euro ile 2,5-3 milyon Euro arasında sermaye yatırımı gerektiren işlere bakıyoruz. Kuruluşta 30 milyon Euro taahhütle başladık, ertesinde taahhüt tutarı artarak 37 milyon Euro oldu. Bu fondan 18 yatırım gerçekleştirdik. Mesela Beeo yatırımımız, İTÜ gıda mühendisliği ve endüstri deneyimi olan bir ekibin ortaklaşa işiydi. Yatırım yaptığımızda 5 kişilerdi. Bugün Beeo, yaklaşık 100 kişinin çalıştığı, Amerika’da satış yapan bir gıda takviyesi üreticisi haline geldi. Bir diğer yatırımımız ATAR Labs, Ankara’da güvenlik yazılımları yapan bir şirket. Özellikle siber güvenlik alanı hızla büyüyor. Artan siber saldırılar karşısında birçok sistem alarm üretiyor ama o alarmlara birinin bakması, önceliklendirmesi ve ilgili önlemleri alması gerekiyor. Güvenlik açıklarına otomatik olarak bakıp yanıtlasın ve kapatsın, böylece önemli saldırılara insan gücü baksın diye çıkmış bir alan var ve ATAR Labs bu alanın önde gelen oyuncularından biri.

Bir diğeri gitgide önemi artan yapay zeka alanında faaliyet gösteren Tazi şirketi. Kurucularının hem özel sektör hem akademide makine öğrenmesi alanında derin birikimleri var. Özellikle sigorta ve finans sektöründe oyun alanını değiştirecek işler yapıyorlar. Bizim yatırımlarımızın bir boyutu da portföyümüze bakıldığında girişimcilerimiz arasında akademiden gelen ve araştırmaya dayalı işler yapan start up’ların ağırlığının olması.

Neden böyle bir ağırlık oluştu?
Yeni teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte yeni meslekler ve ihtiyaçlar ortaya çıkıyor ve bu yeteneklere sahip insan kaynağı az oluyor. Mesela topladığımız veri arttıkça kurumlarda veri bilimci diye adlandırdığımız, bu verilerle iş yapmayı bilen ve anlamlı şeyler söylemesi gereken insanlara ihtiyacımız artıyor. Ancak bu insan kaynağı sınırlı. Siber güvenlik keza yine öyle bir alan. Hem ATAR hem Tazi gözlemlenen bu pazar ihtiyaçları üzerine inşa edilen işler. İkisinin de ana rakipleri küresel şirketler ama teknolojik olarak daha iyiyiz. Aslında bu durum bağımsız şirketler tarafından da teyit edildi. Hem Tazi hem ATAR dünyada önde gelen teknoloji danışmanlık şirketlerinden Gartner’ın seçtiği start up’lardan.

Zaten aslında tüm yatırımlarımızda küresel rekabet edebilme aradığımız en temel özelliklerden biri. Türkiye’den teknoloji ihraç etme konusuna çok önem veriyoruz.

Siz yatırım yaptığınız şirketlere ne katıyorsunuz?
Şirketten şirkete değişiyor ama çok sayıda start up’ı görerek değerlendirmenin bize sağladığı bir sağduyu oluyor. Bu şekilde yaygın hataları önleyebiliyoruz. Ayrıca bazen onları üniversiteden ve endüstriden söz konusu işle ilgili kişilerle tanıştırıyoruz. Dolayısıyla kendi network’ümüzü açarak sağladığımız katkılarımız oluyor. Finansal disiplin de önem verdiğimiz bir diğer alan. Temel amacımız, kurucuların en iyi bildiği işe odaklanarak hızlı büyümesine sağlamak. Bunun için start up’ların ihtiyacı doğrultusunda katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Üçüncü fonunuzu topluyorsunuz. Bu fonun büyüklüğü ne olacak? Şu an hangi aşamadasınız?
DCP, 60 milyon Euro hedef büyüklükte yeni üçüncü fonunu kurmak için hazırlıklara başladı. Yatırımcılarla görüşmelerimiz devam ediyor. Mevcut yatırımcılarımızdan başta Avrupa Yatırım Fonu olmak üzere aldığımız taahhütler bulunuyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı ile TÜBİTAK’ın birlikte yürüttüğü program çerçevesinde de bir başvurumuz var. Bunun haricinde Türkiye’nin önde gelen şirketleriyle de görüşüyoruz. 2019 sonunda ilk kapanışımızı yaparak yatırımlara başlamak istiyoruz.

Bu zamana kadar geçmiş iki fonunuzun toplamı ne kadardı? Bu fonlardan hangi şirketlere ne kadarlık yatırım yaptınız?
Ekibimiz bu zamana kadar iki fon kapsamında 44 milyon Euro varlık yönetti ve toplam 24 şirkete yatırım yaptı. Yatırım yapılan şirketler arasında Mikro Biyosistemler, Tazi. ai, Magspin, V-Count, Appsilon, Mavilab, Beeo, Episome, Paraşüt, BMT BAPS, NUBIGON, Medrics, Virasoft, Burgeon, Atarlabs, Entekno, Infotech, Asset Medikal, Logo BI ve Mikrosens yer alıyor. Yakın zamanda bu fonumuzdan Paraşüt’ten çıkış gerçekleştirdik. Daha önce yönettiğimiz fonumuzdan 3 başarılı exit’imiz de bulunuyor. Infotech, Asset Medikal ve LOGO BI çıkış yaptığımız girişimler.

Yatırım yaptığınız start up’lardan kaçı devam ediyor? En başarılıları hangileri oldu?
Mevcut portföyümüz göreceli olarak genç yatırımlardan oluşuyor. Dolayısıyla hepsi faaliyetlerine devam ediyor. Şirketlerin başarılarını içinde bulundukları aşamalar ve sektörlerle değerlendiriyoruz. Mesela Mikro Biyosistemler, Fransa’da düzenlenen MedFit 2019 etkinliğinde en gelecek vadeden teknoloji ödülünü kazandı. Yine aynı şekilde Tazi.ai ve ATAR Labs dünyanın önde gelen teknoloji danışmanlık şirketi Gartner tarafından alanında lider şirketler olarak gösterildi. Beeo son 2 yılda satışlarını 6 kat artırarak ABD ve Avrupa pazarlarına açıldı. Episome Türkiye’den önce ilk müşterisini Almanya’da buldu. BMT BAPS medikal CE sürecini tamamlayarak satışlara başladı.

2019’da start up ekosistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
2019 özellikle çıkışlarla gündeme gelen bir yıl olma yolunda ilerliyor. Bunu ekosistem için çok sağlıklı görüyoruz. Başarılı start up örneklerinin ve yapılan çıkışlardan sağlanan getirilerin Türkiye’de teknoloji girişimciliğini özendirdiğini ve yatırımcı iştahını artırdığını gözlemliyoruz.

Sizin girişimlerinize ilişkin nasıl planlarınız var?
Önümüzdeki 5 yılda küresel pazarlarda faaliyet gösteren, yüksek teknoloji üreten start up’ların sürdürülebilir büyümede ve rekabet gücünde oluşturduğu avantajların daha iyi anlaşılacağını öngörüyoruz. Biz de DCP olarak bu kapsamda özellikle deep-tech olarak nitelendirdiğimiz, teknolojiyi kullanmanın ötesinde teknolojiyi üreten ve geliştiren girişimcilerle şirketlere yaklaşık 60 milyon Euro yatırım yapmayı hedefliyoruz.

Yatırımcı arayan teknoloji girişimlerine ne gibi önerileriniz olur?
Yatırımcının daha önceki yatırımlarını incelemelerini ve kendi işleriyle ne kadar uyumlu olduklarını araştırmalarını öneririm. Paylaşılan vizyona doğru bir ortaklık kültürü inşa edebilecekleri, doğru kimyayı yakalayabilecekleri yatırımcı profillerini anlamaya ve seçmeye çalışmalılar. Bunu anlamanın en iyi yoluysa geçmişte yapılan yatırımların incelenmesi, o start up’ların kurucularıyla görüşmek.

Türkiye yatırım ortamı anlamında şu an ne durumda? En önemli fırsatlar neler?
Önceki yıllara nazaran yatırım hızı ve ölçeği biraz azalmış durumda. 2019, nispeten yatırımdan ziyade çıkış yılı olacak gibi… Bunun en önemli sebebi, makro ekonomide oluşan dalgalanma ve seçim döngüsünün yarattığı belirsizlik. Bu iki meselenin geride kalmasıyla yılın ikinci yarısının daha hareketli geçeceğini düşünüyoruz. Ayrıca fon kurulum çalışmalarına devam eden yönetim şirketlerinin pazara gelmesiyle işlem hacminin artacağını düşünüyoruz. Bununla beraber bizim yaptığımız işlere ilginin arttığını görüyoruz. Görüştüğümüz tüm yatırımcılar eski ekonomik unsurlarla bir yere varmanın zor olduğunu son gelişmeler ışığında daha da farkına vardılar. Özellikle teknoloji barındıran ve ihracat potansiyeli olan işlere yatırım yapmak istiyorlar.

“FIRSATLAR DEEP-TECH’TE”
POTANSİYEL NEREDE?
Deep-technology olarak adlandırılan ve teknolojiyi sadece kullanan değil teknoloji üretmeyi amaçlayan işlere odaklanıyoruz. Tekrarlanabilen ve kopyalanması kolay iş modeli inovasyonlarının aksine arkasında teknolojik bir rekabet üstünlüğü olan, sürdürülebilir katma değeri yüksek bu tarz işlerde potansiyel görüyoruz.

DÜNYADAKİ TREND Dünyada da benzer bir trend var. 2010-2011 yıllarında kurulan start up’ların sadece beşte biri deep-tech alanlarda faaliyet gösterirken geçen yıl bu oran yüzde 45’e ulaşmış durumda. Özellikle yapay zeka ve otomasyon teknolojilerinin yaratacağı değişim dalgasıyla bu deep-tech alanına olan ilginin ve bu alandaki fırsatların daha da artacağını öngörüyoruz.

ÜÇÜNCÜ FONUNUN BÜYÜKLÜĞÜ NE OLACAK?
“60 milyon Euro hedef büyüklüğüyle üçüncü fonunu kurmak için hazırlıklara başladık.”

2019 NASIL BİR YIL OLACAK?
“2019, nispeten yatırımdan ziyade çıkışlar yılı olacak gibi.”

“DEEP-TECH’TEN DAHA ÇOK DRAGON ÇIKAR”
UNICORN’A YAPILAN YATIRIM
Hedefimizde hem unicorn hem dragon var. Fonun tamamı kadar parayı yatırımcılarınıza ödediğiniz çıkışlara dragon deniyor. Şirketler unicorn oluyor ama genelde bu aşamaya kadar çok fazla sayıda yatırımcının sermaye yatırması gerekiyor. Unicorn olana kadar bir şirkete yatırılan ortalama tutar ABD’de 125 milyon dolar, Avrupa’da 80 milyon dolar.

ÖLÇEK SORUNU Dolayısıyla bu işin Türkiye için çözmemiz gereken bir ölçek tarafı var. Ama fonun tamamını geri ödediğiniz dragon şirket yaratmak, özellikle ilk yatırım yapan fonlar için daha olası. İlk yatırım yapan fon yatırımcılarına tek bir çıkışta fonun toplam bedeli kadar para dağıtıyor, özellikle teknolojide hiç unicorn olmadan dragon olup satılanlar var. Deeptech’ten daha çok dragon çıkar.

İSRAİL ÖRNEĞİ Özellikle İsrail’in yaratmış olduğu başarılı start up ekosistemini incelediğimizde deeptech’in ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyoruz. Özellikle üniversite ve savunma sektörlerinde geliştirilen teknolojilerin doğru pazarlara erişimi, girişim sermayesi kanallarıyla desteklendiğinde, yaşam bilimlerinde, siber güvenlikte, havacılıkta ve otonom teknolojilerde başarı hikayeleri yazmak mümkün.

REKABETÇİLİK İÇİN ŞART Türkiye’de de son yıllarda artan bir hızla teknoloji yoğun sektörler destekleniyor. Katma değeri yüksek ihracat için ve daha da önemlisi duvarların yükseldiği bir dünyada rekabetçi kalabilmek için deep-tech yatırımlar gitgide daha önemli hale geliyor.

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.