Kampüsten yükselen girişimci


Prof. Dr. Aytül Erçil, akademisyenken sanayinin sorunlarına çözüm bulmak için çalıştı. “Üniversitelerin ana amacı, ürünün Ar-Ge’sini ve prototipini yapmaktır. Biz çalışmalarımızın ürünleşmesi için bir şirket gerektiğini gördük” diyen Erçil, 1997’de Vistek’i, 2014’te Vispera’yı kurdu.

Prof. Dr. Aytül Erçil’in Türkiye’de çok az rastlanan, alışık olmadığımız bir öyküsü var. O akademisyen ve araştırmacı kimliklerine girişimciliği de eklemiş çok sayıda ödül sahibi çok yönlü, etkileyici ancak bir o kadar da mütevazı bir iş insanı.

Boğaziçi Üniversitesi’nde elektrik mühendisliği ve matematik eğitimini tamamladıktan sonra ABD’ye Brown Üniversitesi’ne gidiyor. 1983’te yüksek lisans ve doktora çalışmalarını tamamladıktan sonra General Motors Araştırma Laboratuvarı’nda 5 yıl araştırmacı olarak çalışarak daha önce teorik olarak yaptığı çalışmaların nasıl hayata geçirildiğini görüyor ve bundan büyük keyif alıyor.

Erçil, bu nedenle sonraki hayatında uygulamalı çalışmalar yapmaya karar veriyor. 1988’de ise Türkiye’ye dönüyor ve Boğaziçi Üniversitesi’de öğretim üyesi olarak çalışmaya başlıyor. Erçil, Boğaziçi Üniversitesi’nde Türkiye’deki sanayi kuruluşlarının problemlerini çözmek üzere çeşitli sanayi şirketlerini dolaşıp onlarla tanışma kararı alıyor. Ancak 90’lı yılların başında sanayi kuruluşları üniversitelerle ortak çalışma yürütmeye pek de sıcak yaklaşmıyor ve gittiği çoğu yerden, “Bizim sorunumuz yok” yanıtını alarak geri çevriliyor.

Erçil, bu tavra ilişkin,“O yıllarda sanayi kuruluşları yenilikçi değildi. Türkiye’deki üniversitelerin bilgi birikimine güvenmiyor, bize önyargılı yaklaşıyorlardı. Pek çok çözümü yabancı şirketlerden almayı tercih ediyorlardı” yorumunu yapıyor. İşte bu noktada Aytül Erçil’in girişimcilik öyküsü başlıyor. Erçil’e 1997’de Vistek, sonrasında ise Vispera adlı yapay zeka teknolojileriyle çalışan ileri teknolojili sistem ve makineler tasarlayan, üreten iki şirket kurduran ve girişimcilik yolculuğunu başlatan sürecin tohumları atılıyor. Hikayenin sonrasını Erçil’in kendisinden dinleyelim:

Prof. Dr. Aytül Erçil

Prof. Dr. Aytül Erçil

İLK ŞİRKET KURULUYOR
“Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışırken sanayiyi dolaştığımızda ilgi görmemek ve olumsuz yanıtlar almak beni çok şaşırttı. Ancak yılmadım. TÜBİTAK’tan, Avrupa Birliği’nden, ABD’deki çeşitli kaynaklardan fonlar, destekler bularak sanayinin problemlerini çözmeye başladık.

Üniversitelerin ana amacı, ürün üretmek değil, ürünün Ar-Ge’sini ve prototipini yapmaktır. Biz çalışmalarımızın ürünleşmesi için bir şirket gerektiğini gördük ve Aralık 1997’de Alper Atalay ve Kıvanç Işık adlı iki mezun öğrencimle birlikte Vistek Limited Şirketi’ni kurduk. O yıllarda Türkiye’de yüksek teknolojili bir ürün çıkabileceğine dair güven yoktu ve bizimki çok erken bir girişim olmuştu.

Bu güvensizlik ilk yıllarımızda karşılaştığımız en büyük zorluktu. Görüntü işleme, yapay zeka, yapay görme veya öğrenen makine teknolojileri olarak adlandırılan konular üzerinde çalışmak üzere yola çıktık. O zamanlar üretim otomasyonu, kalite kontrol otomasyonu, robotik otomasyon gibi konularda çalıştık. Türkiye’den bir proje alamayınca uluslararası projelere girdik. İtalyan SCM şirketiyle tam otomatik mobilya üretimi üzerine bir proje yaptık. O proje uluslararası başarı ödülü aldı.

Sonra SCM bizi AETNA Grup adında bir başka İtalyan şirkete tavsiye etti. Onlarla da tam otomatik paketleme hattı projesi yaptık ve o proje AB tarafından başarı öyküsü seçildi. Neredeyse 9 yıl İtalyan şirketleri için teknoloji ürettik ve onlar da gelip 2-3 katına Türkiye’ye sattı.

BÜYÜYEMEME SORUNU
O yıllarda Türkiye’de risk sermayesi, melek yatırımcı gibi oluşumlar da olmadığı için ürün yapamıyorduk. Çünkü ürün yapabilmek için en az 1 yıl ciddi Ar-Ge maliyetlerini finanse edebiliyor olmanız gerekiyordu. Bir ara ne kadar çok proje yaparsak o kadar hızlı batarız duygusuna bile kapıldım. Çünkü yüksek teknolojili ürünlerin Ar-Ge çalışmaları, genellikle öngördüğünüzden çok daha uzun sürüyor ve beklediğinizden daha büyük maliyetlerle karşılaşıyorsunuz.

Ar-Ge destekleri ve uluslararası projelerden aldığımız desteklerle şirketimizi ancak ayakta tutabiliyorduk, fazla büyüyemiyorduk. Ardından 2001 sonunda Sabancı Üniversitesi’ne geçtim. O arada Vistek’i birlikte kurduğum iki öğrencimden biri bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Bu bizi üzüntüye boğdu, bir süre ara verdik. 2006’da Sabancı Üniversitesi Inovent’i kurdu ve Vistek’e ortak olmak istedi.

Bu teklifi büyük memnuniyetle karşıladım. Çünkü o dönemde Vistek’e üniversitedeki çalışmalarım nedeniyle fazla vakit ayıramıyordum. Sabancı Üniversitesi’nin teklifini kabul ettik ve Vistek Limited’i kapatıp Eylül 2006’da benim ve Inovent’in ortaklığıyla Vistek AŞ’yi kurduk.

Ardından hızla büyümeye başladık. Çünkü aradan geçen zaman zarfında hem ürün yapmayı öğrenmiştik hem Sabancı Üniversitesi’nin ortaklığı da müşterilerimize ve iş ortaklarımıza güven veriyordu. İlginç bir şekilde Sabancı Holding’in şirketleriyle hiç çalışmadık. Arçelik, Ford, Paşabahçe gibi şirketlerle çalıştık.

AKILLI İŞLER
Paşabahçe için bardak kalite kontrol sistemi yaptık. Üzerinde 300 civarında hata olasılığı olan bardaklardan dakikada 200 tanesi hattan geçerken hatalı olanları tespit eden bir makine geliştirdik. Paşabahçe için ayrıca camın içinde fırında erimeyen taş gibi farklı maddeleri ayıklayan bir makine yaptık. Bunlar en ileri yapay zeka teknolojileri içeren projelerdi.

Yapay zeka teknolojileriyle başka güzel projeler, makineler de tasarladık. İncirler kurutmak için yere serildiğinde nem kaparsa bir tür küf oluyor, aflotoksin denilen bir kanserojen madde oluşuyor.

Türkiye’de üretilen incirlerin yüzde 95’inden fazlası ihraç ediliyor. Koca bir tırda birkaç tane aflotoksin içeren incir bulunduğunda tüm tır geri gönderilebiliyor ve ciddi zararlar oluşuyordu.

Biz aflotoksinli incirleri bulup ayırt eden bir makine yaptık ve ilk satışımızı Drafco şirketine gerçekleştirdik. Tutkun Makine adında bir şirket için zeytinleri renklerine göre ayıran bir sistem geliştirdik.

Mozaik sektöründe verilen bir resmi 1 santimetrekarelik küçük doğal taşlarla yapabilen bir makine ürettik ve onunla Teknoloji Ödülü Yarışması’nda finale kaldık.

Ankara’da bir otelin lobisinde bulunan Piri Reis haritasını yapabilmek için 7 kişi 21 gün çalışmış. Oysa biz, yazdığımız programla 7 kişinin 21 günde yaptığı işi saniyeler mertebesinde yapabiliyor ve hangi taşın nereye konulması gerektiğini saptayabiliyorduk. Ardından o taşları dizmek için bir robotik makine de ürettik. 100 kişinin 3 hafta çalıştığı işin robotla çok daha kısa sürede yapılmasını sağladık.

Prof. Dr. Aytül Erçil

Prof. Dr. Aytül Erçil

ORTAKLIK TEKLİFİ
Aralık 2009’da Alman ISRA Vision şirketi ortaklık teklifiyle geldi. ISRA Vision, fabrika otomasyonu ve yapay görme (machine vision) alanında Avrupa’da 1, dünyada ise 3 numaralı şirketti. 30 ülkede faaliyet gösteriyorlardı ve bizim burada ürettiğimiz teknolojiyi dünyaya satabilme yetenekleri, potansiyelleri vardı. İlk reaksiyonum negatifti.

Bebeğimi satamam gibi hissettim. Ancak beni ikna ettiler. Önce şirketin yüzde 49’unu onlara sattım ama 4 yıl sonra şirketin tamamını almak şeklinde bir madde koydular. O güne dek Ar-Ge çalışmalarının tamamı Almanya’da yapılıyormuş, diğer bütün ülkeler satış odaklıydı. İlk kez Almanya dışında bir ülkede Ar-Ge birimi olacaktı.

O zamanlar 7-8 çalışanımız vardı. Ciromuz çok fazla değildi, masraflarımızı ancak çıkarabilir durumdaydık. ISRA geldikten sonra şirkete belli bir miktar para enjekte etti ve biz de ürün yapabilmeye başladık. O güne dek hep proje yapıyorduk. Oysa ürün yapmak zorundaydık ama yeterli paramız olmadığı için yapamıyorduk. ISRA ile ortaklık kurduktan sonra ürün yapabilir konuma geldik.

“ORTAKLIKTAN ÇOK ŞEY ÖĞRENDİK”
ARTILAR VE EKSİLER Ortaklık çok zor bir konu. En başta ortakların her türlü detayı konuşması, en kötü senaryoları düşünüp o senaryolarda neler yapılacağı hakkında en baştan, geç kalmadan anlaşması gerek. O zaman Ziya Boyacıgiller, bana çok iyi mentorluk yaptı ve çok yardımını gördüm. Ziya Boyacıgiller’e şirketten küçük bir hisse verdik ve o dönem her hafta birkaç saat geldi. Tartışıp konuştuk. Ortaklığın artıları da eksileri de oldu.

TEMKİNLİ BÜYÜME ISRA Vistek’e ortak olduktan sonra ciromuz büyümeye başladı. Çünkü artık ürün yapmaya başlamıştık ve o ürünün satışına geçmiştik. Ancak 4 yıl sonra bizi tamamen satın alacakları için ilk dönemde çok hızlı değil temkinli bir büyüme yaşamamızı tercih ettiler. Kurumsal bir şirketin çalışma yapısını benimsemek bize çok şey öğretti. Onların Ar-Ge yapma süreçleri, hazır formları, takip süreçleri ve genel iş yapış süreçlerini öğrenmek bize çok şey kattı. O açıdan çok pozitifti.

HUZURSUZLUKLAR Ancak büyük şirketler daha hantal oluyor, hızlı karar verme yeteneğimizi bir ölçüde kaybettik. Buradaki lokal bazı problemleri onlar uzaktan anlayamıyor. Bundan dolayı bazı huzursuzluklar ve tatsızlıklar olabiliyor. ISRA Vision hep şirket satın alarak büyümüş bir şirket. Bu nedenle çok deneyimliydiler ve başlangıçta onlarla yaptığımız sözleşmeyi bugünkü aklımla asla imzalamazdım. Daha çok onları koruyan maddeler içeriyordu ve zaman zaman bunların etkilerini de hissettik. Bir start up için iyi bir hukuk danışmanının/avukatın maliyetini karşılamak kolay olmayabilir ama ileride daha yüksek maliyetlerle karşılaşmamak için uzman biriyle çalışmanız şart.

NASIL ZORLUKLAR YAŞADILAR?
Nakit akışı konusunda sıkıntılar yaşadık. Bankalar küçük şirketlere kredi vermek istemediği için defalarca maaşları ödeyebilmek için kendi adıma kişisel kredi çektim.

Şirketler teminat mektubu istediğinde bankalar bu mektubu vermek için ya evinizi ipotek etmenizi istiyor ya bir başka gayrimenkulünüzü… Günümüzde KGF – Kredi Garanti Fonu gibi yapılar bu ihtiyacı biraz olsun gideriyor.

Türkiye’de Ar-Ge desteği veren TÜBİTAK, KOSGEB gibi kurumlardan destek alabilmek için önce harcıyorsunuz, ardından onlar gelip inceliyorlar ve ardından 1- 1,5 yıl sonra paranızı alıyorsunuz. Bu da küçük bir şirket için işi zorlaştırıyor.

Yabancı hayranlığı da Türkiye’de yaşadığımız sorunlardan biri. Bu anlayış Türkiye’den çıkan başarı hikayeleri duyuldukça yavaş yavaş değişmeye başladı.

İlk yıllarda kalifiye eleman bulmak da sıkıntı olabiliyor. Çünkü nitelikli, uzman kişiler start up bir şirketin batma ihtimalini yüksek görüyor ve bu korkuyla işi kabul etmekten çekiniyor.

Türkiye’deki büyük şirketler iş ödeme konusuna geldiğinde ödemelerini çok uzun vadelere yayabiliyor. Bu da start up şirketler için önemli sıkıntılar yaratabilecek bir durum.

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.