Dünya tıpkı düşlediğimiz gibi


Pozitif düşüncenin gücüne inanıyorum. Dünya tıpkı onu düşlediğimiz gibidir. Şimdi yepyeni bir dünya düşlüyorum.

Stefano D’anna ile tanışmam, 3 yıl önce Etohum Girişimcilik Zirvesi öncesinde olmuştu. Etohum girişimcilerimizden Faruk, Stefano’nun öğrencilerindendi ve onu konuşmaya davet ettik. Bu süreç içinde kendisiyle birçok kez buluşup sohbet ettik. Bir araya geldiğimizde her zaman çok sıcak karşılar, Akdeniz insanının yakınlığıyla sarılırdı. Konuşmalarımızdan bana damıtılmış düşünceler kaldı. Profesör, eylül ayında aramızdan ayrıldı. “Dünya tıpkı onu düşlediğimiz gibidir” derdi.

Ofisimiz eksi birinci katta, garaj seviyesindeydi. O sebeple kapısına Etohum Garaj yazdık. İçerisini Kerim sıfırdan yaptı. Toprağı gören pencereleri vardı. Sabah girdikten sonra dışarıdan haberimiz olmuyordu.

Abimle benim yeşil bir bisikletimiz vardı. Mahallenin sonunda boş arazi kışın yağmur yağdığında gölcük olurdu. Kurbağa yavrularını elimize alırdık, bir de yazın aynı yerde uçurtma uçururduk. Okul tatil olduğunda sabah erkenden mahalleye çıkar, akşam geç vakitte eve gelirdik. Uzaktaki mahallelere bisikletlerle giderdik. Çenesuyu, o zaman mahallelerdeki ortak çeşmelerden içilirdi. Bidonları doldurup eve taşırdık. Evimizde banyo sobası vardı. Banyo yapmadan öncesinde ısıtırdık.

Üniversite sırasında yazları Antalya’da otelde çalıştım. Sabah erkenden çalıştığım deniz spor okulunu çalı süpürgesiyle süpürürdüm. Tüm gün kıyıdaki sörf tahtalarını ve yelkenlileri karaya taşırdım. İlk yurtdışına çıkışım lise sırasında olmuştu. Son sınıfta İskoçya’ya gitmiştim. Tek başıma Edinburgh’yu gezmiştim. Sahibi Türk olan bir pizzacının üzerinde kalmıştım. Evin de sahibi oydu. Sütlü çayı ilk defa orada içtim. Beni çok etkileyen “The Big Blue” filmine orada gitmiştim. Almanya’dan geri döndüğümde 2 ay boyunca Hollanda Başkonsolosluğu’nda danışman olarak çalıştım. Konsolosluk Beyoğlu’nun sonuna doğrudur. Tünele gelmeden önce sol taraftadır. Perili olduğu söylenir.

Müslim’le burada tanıştım. Müslim ofisi temizleyen görevliydi. Akşamları masama gelir sohbet ederdik. “Kümesteki Kartal Neden Uçamaz” kitabını da bu dönemde yaz aylarında yazdım. Üniversitede düşük not aldığım tek sınav vardı. O vizede elim konuma dolaşmıştı, tüm sınav boyunca nerdeyse bir şey yapamamıştım. Cenkmen ve Uluçay’la kaldığımız evde genelde yemek yapmazdık, Beşiktaş’ta ara sokakta Anadolu Lokantası’nda yerdik. Çorba, yarım porsiyon pilav ve et. Bankada çalışmak 2 yıl boyunca eziyet gibi gelmişti. “Meslek İntiharı” kitabını okuduktan sonra ayrılmaya karar vermiştim. Sanırım cumartesiydi, garajda girişimcilerle görüşüyorduk.

Ankara’dan tek başına bir üniversite öğrencisi gelmişti. Ne yaptığını anlamadım. Ön yargım hızla çalıştı. Projenin anlamsız olduğuna karar vermek üzereydim. Geçenlerde 1.000’in üzerinde girişimciyle görüştüğümü hesapladım. Odaya girişlerinden itibaren başlıyor karar verme mekanizmam artık. İlk merhaba ve selamlaşma sırasında veriyorum kararımı. Ön yargı bu olsa gerek. Beni bankacılıktan sonra işe alan kişi Orhan Göksal’dır. Çalıştığım süre boyunca erken aşamada internet girişimleriyle ve e-ticaretle uğraştım.

New York’a ilk defa 2000 yılında gittim. Columbia Üniversitesi’nde e-ticaret eğitimine göndermişti. Çok yüksek bir enerjisi vardır Orhan Bey’in. Profesör, “Düşünü sev, ona tüm gücünle inan, her zorluğa rağmen peşinden git. Gerçekleşecektir” derdi. Her sabah bu heyecanla kalkıyorum, bazı geceler uyumuyorum. Pozitif düşüncenin gücüne inanıyorum. Dünya tıpkı onu düşlediğimiz gibidir. Şimdi yepyeni bir dünya düşlüyorum.

Bankada çalışmak 2 yıl boyunca eziyet gibi gelmişti. “Meslek İntiharı” kitabını okuduktan sonra ayrılmaya karar vermiştim.

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.