Start Up Hukuku’na global bir bakış


Start up, önceleri Amerika’da başlayan daha sonra dünyayı kasıp kavuran, Türkiye’de ise zamanla gelişen ancak mevzuat eksikliğinin hâlâ hissedildiği bir iş modeli akımı. Bu akım, global dünyaya hizmet etmekte olup akımın öznesi fikirleriyle ve yenilikçi projeleriyle dünyada bir değişiklik yaratmak isteyen girişimciler. Emek ve sermayenin birleşimi start up akımının temelini oluşturuyor.

Av. Elvan KILIÇ

Girişimcilerin amacı hem tüketicilere daha önceden sunulmamış olan bir şeyi sunmak hem hızla oluşturdukları projelerle büyümeyi, dünyaya açılmayı hedeflemek. Start up hukuku ise yatırımcıları, girişimcileri ve avukatları buluşturan karma bir hukuk dalı olup burada amaç yatırımcıya ve girişimciye terazi kefenindeki gibi eşit ve adil bir şekilde hukuki bir koruma sağlamak. Girişim fikrinin, ticari bir kazanç ya da iktisadi işletme olma evrelerindeki gelişimlerini, kriterlerini ve problemlerini ele alarak kural ve çerçeveleri belirleyen hukuk dalına start up hukuku diyoruz. Temelinde ve içerisinde özellikle fikri ve sınai hakların geniş ölçüde yer aldığı, inovasyonu yani yeniliği ön plana çıkaran faaliyetler girişimcilik hukukunun en temel noktasını oluşturuyor. Özellikle ticaret, markapatent ve bilişim hukukunun liderlik ettiği bu alan, günümüz hukukunda yeni bir alan olmakla beraber ilgi duyan avukatları da bu alanda çalışmaya teşvik ediyor. Girişimcilerin fikirleri ve projeleri dış faktörlerden gelebilecek müdahalelerden ve hak ihlallerinden “start up hukuku” çerçevesinde korunmalı.

ÖNCELİKLİ AMAÇ
Bu hukuk dalında en öncelikli amaç girişimcinin fikrinin korunması. Türkiye’deki start up hukukuna uluslararası mercekle bakıldığında, Türkiye’nin Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO-World Intellectual Property Organization) bünyesindeki 22 uluslararası antlaşmanın 14’üne taraf olduğu görülür. Bunlardan sadece 2’si telif haklarına ilişkin antlaşmalar. Diğer 12 antlaşma ise sınai fikri mülkiyet haklarına ilişkin antlaşmalar. Ülkeler arasında iş birliği ortamı yaratarak fikri hakların korunması ve bu haklara saygı gösterilmesini sağlamak amacıyla 1970 yılında kurulan WIPO, 1883 yılında imzalanan Endüstriyel Hakların Korunmasına Dair Paris Konvansiyonu ve 1886 yılında imzalanan Edebi ve Sanatsal Eserlerin Korunmasına Dair Bern Konvansiyonu ile fikri hakları global bazda koruma altına alındı.

Aslında bakıldığında start up hukukunun temelini bu kuruluş oluşturuyor. Ulusal bazda bakıldığında start up hukukunun sadece genel hükümleri içeren mevzuatları temel aldığı görülür. Genel hükümleri içeren Türk Ticaret Kanunu ile 1957 yılında; tescilsiz markalar, ticaret unvanları, endüstriyel tasarımların korunması ve haksız rekabetin önlenmesi sağlanmışsa da Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Markalar Kanunu, Patent Kanunu’nun oluşturulduğu da görülür. Kaldı ki Türkiye’de fikri mülkiyet haklarının gerçek manada korunması 1995 yılında kabul edilen ve 1999 yılında yürürlüğe giren Patent Yasası ile başladı. Her ne kadar ülkemizin daha çok sınai fikri mülkiyet haklarına ilişkin antlaşmalara taraf olmaya öncelik verdiği görülse de genel kanun hükümlerinden ziyade girişimcilerin fikirlerini ve projelerini koruyabilecek özel mevzuatlar halen oluşturulmadı. Her ne kadar genel hükümlerle ve yapılan birtakım yasal düzenlemelerle start up hukukunda yaşanan sorunlar ele alınabilse de sözleşme oluşturma, şirketleşme aşamasında veya projeye yatırım aşamasında uygulanabilecek hükümler spesifik hükümler olmalı ve Türkiye’de buna yönelik çalışmalar yapılmalı.

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.