Girişiminiz için hangi program uygun?


Bugünlerde start up denilen inovatif ve katma değeri yüksek bir şirket kurmuş teknoloji girişimcilerinin, şirketlerini daha ileriye taşımaları için en iyi yöntemlerden biri de şirketlerinin gelişimine ve büyümesine yardımcı olacak programlardan birine katılmaları. Peki programların çeşitliliği göz önünde bulundurulursa hangisi sizin girişiminiz için en uygunu? Buna nasıl karar vermelisiniz? Bu programların aralarındaki farklar neler?

Dr.Ceren Çubukçu / Dr. Öğr. Üyesi Bilgisayar Müh.

Girişimlerin gelişmesine yardımcı olan temelde 2 tip program bulunuyor. Bunlardan ilki ve en eskisi kuluçka merkezi olarak adlandırılıyor. 2005 yılında ABD’de Y Combinator ile ortaya çıkan daha yenilikçi ve yeni nesil programlara ise hızlandırıcı programlar deniliyor. Son birkaç yıldır ise bu programlara artan talepten ötürü hızlandırıcı programlar ikiye bölünüp ön-hızlandırıcı ve hızlandırıcı olarak hizmet veriyor. Öncelikle kuluçka merkezi ve hızlandırıcı programların temel farklarını aşağıdaki grafikte inceleyelim.

Yukarıdaki tabloda görülebileceği üzere hızlandırıcılar girişimleri tek tek programlarına dâhil etmek yerine girişimleri grup halinde programlarına dâhil edip hepsiyle aynı anda ilgileniyor. Yine hızlandırıcılar bireysel yetkinliklerden ziyade ekibin bütün olarak yetkinliğine önem veriyor. Ayrıca hızlandırıcı programların sonunda mezuniyet veya demo günü de denen hızlandırıcı bünyesindeki girişimlerin tanıtımının yapıldığı bir gün tertip ediliyor. Kuluçka merkezlerinde ise böyle bir mezuniyet günü yer almıyor. Tüm bu farklılıklar göz önünde bulundurulursa hızlandırıcı programların 6 karakteristik özelliği olduğu söylenebilir. Bunlar:

1. Hisse karşılığı veya karşılıksız tohum yatırım
2. Süre kısıtı olan destek
3. Herkese açık başvuru süreci
4. Sınıf veya grup şeklinde toplu alım
5. Birey yerine takımlara odaklanılması
6. Program sonunda demo veya mezuniyet günü yapılması

Buna karşılık hızlandırıcı programlar melek yatırımcı ağları, girişimci veya proje yarışmaları, girişimcilik eğitimleri ve girişimcileri destekleyen paylaşımlı ofislerle karıştırılmamalı. Hızlandırıcı programlar bu gibi desteklerin bir veya birkaçını sağlayabilir fakat bu destekleri tek başlarına bir hızlandırıcı programla kıyaslamak doğru değil.

“BİR MESAJI İLETMENİN EN ETKİLİ YOLU”
Andrew Tarwin

Yenilikçi markalara, start up’lara, iş ve sanat dünyasının önde gelen temsilcilerine yer veren Avrupa’nın lider anti-konferansı Fifteen Seconds Festival, İstanbul’da 21-22 Nisan tarihlerinde Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde düzenlenecek. Dünyanın ilk mizah mühendisi Andrew Tarvin de konuşmacılar arasında yer alacak. Tarvin, girişimcilik hikayesini ve mizah mühendisi olarak neler yaptığını şöyle anlatıyor:

“P&G’de çalıştığım sırada katıldığım bir toplantıda inanılmaz derecede sıkıldığımı hatırlıyorum. Bu yüzden mizahı kendi işime dahil etmeye başladım ve kısa sürede bunu yapmanın harika sonuçlarını gördüm. Bunu yaptığım süre boyunca, hiç kimsenin insanlara iş hayatında daha iyi sonuçlar alabilmeleri için mizahı stratejik bir araç olarak nasıl kullanacaklarını öğretmediğini fark ettim ve neden bunu kendim yapmıyorum diye düşündüm. Ana fikir, şu anki çalışma yöntemlerinin gerçekten işe yaramadığıdır. Mühendis olarak üretkenliğe takıntılıyım ama öldüğünüzde ya da ölü gibi hissettiğinizde üretken olmanın çok zor olduğunu öğrendim. Stresliyseniz veya tekrar eden şeylerden yıpranmışsanız, mizah, enerjiyi yönetmek, stresi azaltmak ve işinizin tadını çıkarmak için harika bir araçtır. Biz de insanlara bu mizah becerisini nasıl kullanacaklarını öğretiyoruz.

Mizah mühendisliği, mizah çözümlerini kullanarak zorlukları atlatmaktır. Daha açık olmak gerekirse bu, herhangi bir kuruluştaki düşük çalışan bağlılığı, yüksek stres, etkisiz iletişim gibi sorunların ele alınması ve bunları çözmek için stratejik olarak mizahtan yararlanılması anlamına gelir. Örneğin, ‘Ne eğlenceliyse onu yap’ mottosuna büyük inancımız var. Dolayısıyla işleri oyunlaştırmanın ve insanların çalışmalarına daha fazla mizah katmanın yollarını bulursanız, motivasyonlarını artırmanız ve işe her gün gelmelerini daha heyecanlı hale getirmeniz daha olasıdır.

“EN SEVDİĞİM VAKA”
En sevdiğim vakalardan biri Red Cross Red Crescent Climate Centre ile yaptığımız çalışmalardan biri. Görevlerinin bir parçası olarak dünya çapında doğal afetlere hazırlık konusunda sunumlar yapıyor ve risk altındaki yerlerde insanlara bir afet durumunda ne yapılacağını öğretiyorlar. Bu ve bunun benzeri sunumlarda can sıkıntısının ve dikkat dağınıklığının çok ciddi sonuçları olabilir. Örneğin hayat kurtarabilecek bir şeyden bahsedilirken birisi uykuya dalabilir ve bunu kaçırabilir. Mizah, insanların dikkatini çekmek ve anlayışlarını geliştirmek için harika bir araç. Bu nedenle sunumlarına mizah katmak için sunum yapan kişilerle birlikte çalıştık ve sonuçları harika oldu. Anket ve kitle takibi yoluyla mizahın verilmek istenen mesajı geliştirmeye ve insanları daha uzun süre konsantre tutmaya yardımcı olduğunu kanıtlayabiliriz.

Bence en iyi iş yerleri, çalışanlarının insani duygularını anlayan yerlerdir. Pek çok şirket, insanların bir görevi yerine getirmek için kullanılan kaynaklar olarak görüldüğü Sanayi Devrimi’nde sıkışıp kalıyor. Şirketler, insanların ‘duygulara’ ve ‘hislere’ sahip olduklarını kabul ettikleri zaman insanlar için daha iyi bir ortam sağlama çabasına girerek daha iyi sonuçlar alma eğiliminde oluyorlar. Bu eğilimi günümüzde popüler hale gelen kelimelerden de görebilirsiniz: Özgünlük, kırılganlık, psikolojik güvenlik ve mizah. Hepsi insani özelliklerden bahsediyor.

Şirketler için en esaslı değişim olup olmadığını bilmiyorum ama uygulama sonucunda şirketlerin hikâye anlatımı gibi şeyleri oldukça başarılı bir şekilde kucaklayabildiklerini görüyoruz. Hikâye anlatımı, eskiden Hollywood ve çocuk kitapları için geçerliydi, ancak şirketler ve markalar sonunda hikayelerin bir mesajı iletmenin en etkili yollarından biri olduğunu fark etti.”

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.