“Teknoloji koleksiyoneriyiz”


Inventram, pazar potansiyeli olan teknolojik buluşları doğru iş modelleriyle ticarileştirmek amacıyla kurulmuş bir danışmanlık şirketi. Inventram’ın işinin “teknoloji koleksiyonerliği” olduğunu belirten Inventram Genel Müdürü Cem Soysal, bugüne kadar 2 bin 700 proje ve şirketten 27 patent yatırımı çıkarttıklarını söylüyor. Bundan sonraki yatırımlar için de Soysal’ın ilgi alanında ileri teknoloji projeleri var. “Biri bana ilaç moleküllerinden, elektronik araç kontrol parçasından, sağlıkla ilgili bir protezden bahsettiği zaman ilgi alanıma giriyor. Biz mühendisliğin ve teknolojinin peşindeyiz, bunları arayıp bulmaya çalışıyoruz” diyor.

Nil DUMANSIZOĞLU
Söyleşi / Cem Soysal

“AMERİKA’DA BİYOTEKNOLOJİ DEVRİMİ YAŞANIYOR”
CİDDİ YATIRIM Amerika biyoteknoloji dediğimiz alana çok ciddi yatırım yapıyor. Bunun çok basit bir sebebi var. Bugün hepimiz benzer özelliklere sahip telefonlar kullanıyoruz. Bindimiz arabaların lükslerinin birbirinden çok farkı yok. Dünya artık belli standartlara geldi. Bütün bu teknolojinin insanlara sunduğu ve aslında son derece makul maliyeti olan lüksleri tüketmek için ne yapmak lazım? Çok basit, yaşamak lazım. Amerika bunu fark etti. İnsanların ömrünü uzatmak ve yaşam kalitesini yükseltmek için gerekli olan sektöre yatırım yaptı.

Cem Soysal

Cem Soysal

KÜÇÜKLERE TALEP Bugün Amerika’da 6 bin 900 tane biyoteknoloji şirketi var. Bunlar ilaç, protez ve sağlıklı gıda teknolojileri geliştiriyor. Büyük ilaç şirketleri de bunları satın alıyor. Büyük ilaç şirketlerinin elinde 20 yıl önce alınmış patenler var. Bunların süresi doluyor. Patentin süresi dolduğunda siz elinizdeki teknolojiyi artık koruyamaz hale geliyorsunuz, herkes o alana girebiliyor. Şirketler de araştırma geliştirme bölümlerinde de yeteri kadar inovasyon yapılmadığı için bu küçük biyoteknoloji şirketlerini bünyelerine katarak bu yeni alana çok ciddi yatırım yapıyor.

Inventram’dan bahseder misiniz?
Inventram’ın ismiyle başlayayım. Şirket ismi, İngilizce “invention”, yani buluş ve yine İngilizce koç anlamına gelen “ram” isimlerinden oluşuyor. Şirkette Koç Holding’in yanı sıra Koç Üniversitesi’nin de hissedarlığı var. Inventram, Türkiye’de mühendislik teknolojilerine ve yüksek teknolojiye yatırım yapan tek şirket diyebilirim. Burası da start up dünyasının bir parçası ama biz biraz daha “game changer”, yani oyun değiştirici dediğimiz olgunun peşindeyiz. Bu ülkede üretilecek teknolojilerin yurtdışına ihraç edilebileceği konularla ilgileniyoruz. Bunların içinde otomotiv teknolojileri, enerji teknolojileri, savunma sanayi teknolojileri, her tür yüksek elektronik teknolojileri, elektronik bütünleşik sistemler dediğimiz içinde kontrol kartı, yazılımı olan sistemler var. Bir de bunların dışında Koç Grubu’nun içinde pek de yer almadığı biyoteknoloji ya da hayat bilimleri dediğimiz yepyeni bir alan da var. Inventram’da toplam 14 kişi çalışıyor. Bütün bu insanlar, bu fonu ve portföyü yönetiyor. Biz teknoloji koleksiyonerliği yapıyoruz. Uzun vadeli, teknoloji ve mühendislik bilgisi gerektiren, standartları değiştirebilecek yatırımlar yapıyoruz.

Inventram’ın nasıl bir yatırım anlayışı var?
Inventram üç farklı şekilde yatırım yapıyor. Birincisi patentler. Patenti çok seviyoruz, çünkü patent, ortada korunmaya değer bir ürün olduğunu gösteriyor. Öncelikle ürünleri Türkiye’de ve global platformda koruma altına alıyoruz. Ondan sonraki adımımız da bu patentleri ticari bir değere dönüştürmek, yani lisanslamak. Teknolojiyi kalabalıktan ayırıp farklı olduğunu belgelemiş oluyorsunuz. İkinci yatırım yöntemimiz şirket yatırımları. Ya sıfırdan şirketler kuruyoruz ya mevcut şirketlere ortak oluyoruz. Üçüncüsü ise teknoloji ticarileştirme dediğimiz bir alan. Dış dünyada birtakım ileri teknoloji üreten, küçük ve orta ölçekli şirketleri Koç Grubu’nun Türkiye’deki lider şirketleriyle bir araya getiriyoruz. Küçük şirketler dev şirketlere teknolojilerini tanıtıp satma imkanı buluyor.

Bugüne kadar ne tür yatırımlar yaptınız?
Bugüne kadar veri tabanımıza 2 bin 700 şirket ve proje başvurusu geldi. Bunlar internet portal’imizden, üniversitelerin teknoparklarından, Etohum, Galata Business Angels gibi ekosistemlerden geldi. 2 bin 700 proje ve şirketten bugüne kadar 27 patent yatırımı çıkarttık. Aşağı yukarı yüzde 1,5’a tekabül eden bu sayı, dünyadaki yatırım mekanizmalarının oranıyla paralel. Bunun içinde yakında basına duyuracağımız ve grubumuzun en büyük şirketlerinden biri olan Opet’le iş ortaklığı yaparak kurduğumuz bir otomotiv teknolojileri şirketi de var. Bunun dışında roket etki sistemleriyle ilgili Stanford’tan gelen bir bilim adamı ve aynı zamanda girişimciyle ortak kurduğumuz bir şirket de bulunuyor. Yine Koç Üniversitesi’nden bir hocamızla ortak kurduğumuz elektronik hastalık teşhis cihazı var. Enfarktüs geçirmiş hastaların enfarktüs sonrası damarlarında bir tıkanıklık var mı, bir ilaç almaları gerekiyor mu, bununla ilgili bilgi veriyor. Geliştirilmesi devam eden bu cihazın etrafında da bir şirket kuruyoruz.

Ne tür yatırımlarla ilgileniyorsunuz?
Ben bütün bu organizasyonlarda ağırlıklı olarak Inventram şapkamla varım. Bir diğer şapkam da Galata Business Angels’da yönetim kurulu üyesi olarak proje yaratmak. Burada daha ziyade internet dünyasının projeleri var. Ama Inventram tarafından baktığımda her zaman ileri teknoloji projeleri ilgimi çekiyor. Biri bana ilaç moleküllerinden, elektronik araç kontrol parçasından, sağlıkla ilgili bir protezden bahsettiği zaman ilgi alanıma giriyor.

NELERLE İLGİLENİYORUZ?
Türkiye’de üretilecek teknolojilerin yurtdışına ihraç edilebileceği konularla ilgileniyoruz.

Biz mühendisliğin ve teknolojinin peşindeyiz, bunları arayıp bulmaya çalışıyoruz. Ama bu tabii samanlıkta altın iğne aramaya benziyor. Onun için benim gezmediğim teknopark kalmadı. Mümkün olduğunca fazla projeyi toplamaya çalışıyorum.

Hangi iş modelleri ilginizi çekiyor?
Öncelikle hayata hızlı geçecek olan teknolojik ürün ve servisler ilgimizi çekiyor. İkinci olarak gerçekten yüzü müşteriye dönük girişimcilerin fikirleri öne çıkıyor. Bir tür girişimci var ki hakikaten bilimsel çalışma yapıyor ama işin laboratuvarında çok fazla vakit kaybedebiliyor. Bunlardan uzak duruyoruz. Bir an önce ürünümü piyasaya çıkartırım ve şu müşteri kitlesine, şu hedef pazara, bu ürünü sokarım demesi lazım. Biz hem işin teknik tarafına hakim hem satış misyonu olan girişimcileri seviyoruz. Bunların ortaya koyduğu iş modellerinde işin ürün tarafı da çok sağlıklı oluyor. İki bacağı da tamamlanmış olan, yani teknoloji tarafı da müşteri tarafı da düşünülmüş iş modellerini seviyoruz.

Bir yatırıma girerken riskleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
İnce eleyip sık dokuyoruz. Bir işe yatırım yapacaksak o işin sürekli olmasını arzu ediyoruz. Bir işin arkasına para ve zaman koyuyorsak o işin mutlaka ticari bir başarıya ulaşması için her tür gerekli odaklanmayı masaya koyuyoruz. Bizim paramız kıymetli ama zamanımız daha da kıymetli. İşin içinde yatırım komitemiz var. Onun dışında 54 kişiden oluşan bir danışma kurulumuz var. Bunun 20 tanesi kendi alanında uzman akademisyenlerden, 30’dan fazla kişi de sektörel liderlerden oluşuyor. Bu kişilerin, o işin olup olamayacağı ya da olduğu zaman nasıl bir pazara hitap edeceği gibi konulardaki görüşlerini alıyoruz. İyi bir elekten geçiriyoruz, ama eleğin altına geçen o kaliteli altın parçacıklarına da çok ciddi zaman ve para koyuyoruz.

Hangi sektörler sizin için ön planda?
Biyoteknoloji ve yaşam bilimleri dediğimiz alanlar ön planda diyebilirim. Biyoteknolojiyle bu kadar ilgili olmamızın sebeplerinden biri, Koç Üniversitesi’nin kurucu ortaklarımızdan olması. Koç Üniversitesi’nin çok kuvvetli bir mühendislik fakültesi bulunuyor. Amerika’nın Stanford, Carnegie Mellon, Georgia Tech, MIT gibi çok önemli mühendislik üniversitelerinden gelmiş hocalarımız var. Bu hocaların çoğu, aynı zamanda girişimci ruhuna sahip akademisyenler. Hem ders veriyorlar, makale yazıyorlar hem hepsinin cebinde bir ürün var. Hem akademisyen yönü hem ticari yönü güçlü bu girişimcileri, hemen Inventram portföyüne katmak üzere gayret gösterdik. Bunların ağırlıklı bir yüzdesinin de elinde sağlıkla, tıbbi teknolojilerle genel adıyla biyoteknoloji ile ilgili ürünler ve buluşlar vardı. Bugün otomotiv ve elektronik teknolojilerine de kayıyoruz.

BAKIŞ AÇIMIZ NASIL?
Bir işe yatırım yapacaksak o işin sürekli olmasını arzu ediyoruz.

Hangi sektörler cazibesini yitirdi?
Bugün baktığınızda halihazırda klasik birtakım internet projelerinden ziyade mobil teknolojiler çok daha ön plana çıktı. Türkiye’de, benim elimdeki istatistiklere göre 64 milyon mobil operatör kontratının 9 milyon tanesini akıllı telefonlar oluşturuyor. Elimizde bu akıllı cihazlar olduğu için mobil hayata geçiş söz konusu. Bankacılık işlemlerinden tutunda satın almalara, videoları seyretmeye kadar hayatımızı bu taşınabilir cihazlardan gerçekleştiriyoruz.

Dünyada bilinen bir trend var. Hepimizin bildiği gibi üretim, düşük maliyetli işçilik bölgelerine kayıyor. Türkiye’nin artık inovasyonla uğraşması gerekiyor. Yüksek nitelikli zeka potansiyeli olan gençlere sahibiz. Bugün Türkiye’de 175 üniversite var. Bunun 20’den fazlası AR-GE’de lider durumda. Artık üretim odaklı bir ülkeden teknoloji geliştiren, fikri hak geliştiren bir ülkeye dönüşmemiz lazım.

cem-soysal2“INVENTRAM KOÇ KÜLTÜRÜNÜN BİR PARÇASI”
BİZ FARKLIYIZ Türkiye’de çok fazla erken aşama yatırıma destek veren organizasyon var. Bunlara bakıldığında ağırlıklı ilginin online teknolojiler üzerinde olduğunu görüyoruz. Biz bunlardan daha farklıyız. Inventram Koç kültürünün bir parçası. Toplamda 83 bin çalışanı olan Koç Grubu’nun 3 bin 600 çalışanı araştırma ve geliştirme bölümlerinde görev yapıyor.

2.500 PATENT Burada yüksek mühendisler görev alıyor. Bu insanlar, Türkiye’nin geleceğini değiştirebilecek yüksek teknolojilerle uğraşıyor. Bunun içinde Arçelik’in, Ford’un, Tofaş’ın, TÜPRAŞ’ın AR-GE bölümleri var. Koç’un bu kültürü, bugüne kadar 2 bin 500’e yakın patent üretti. Bu da Koç’un, Türkiye’de AR-GE’ye yatırım, zaman ve enerji koyan en önemli grup olduğunu gösteriyor.

Peki 5 yıl öncesinde hangi yatırımlar ilginizi çekiyordu? Bugün değişen ne oldu?
5 yıl öncesinde pek bir şey ilgimi çekmiyordu, çünkü teknoloji ve telekomünikasyon dünyasında bir yöneticiydim. Yatırımcı şapkam yoktu. O dönemlerde erken aşama şirketlere, yeni teknolojiye yatırım sunan ortamlar yoktu. Bugün girişimcilik kavramı toplumda yerleşti. Girişimciliği destekleyen mekanizmalar oluşmaya başladı. Hazine ve Başbakanlık organizasyonları üzerinden girişimciliği destekleyen melek yatırımcılar, resmi hale getirildi. Türkiye’de yatırımcı-girişimci ekosistemi hem devletin hem özel sektörün ilgisinin yükselmesiyle iyi bir noktaya doğru gidiyor. Benim 5 yıl önce yeme-içme sektörü ilgimi çekiyordu. Ama bugün köfteci zinciri, kebapçı zinciri açmanın bir anlamı yok. Zaten çok fazla var ve çok da iyi yapılıyor. Artık yapılmayan şeylerin yapılması lazım. Türkiye’yi teknoloji ithal eden değil, teknoloji ihraç eden bir duruma getirmeliyiz. Ben bilgi teknolojileri ve telekomünikasyon sektöründen geliyorum. Yaptığımız şey, yabancı teknolojileri alıp Türkiye piyasasına satmaktı. Şimdi masanın diğer tarafındayım. Artık bu döngü tersine çevrilmeli. Cari açığı kapatacak en önemli adımlardan biri, Türkiye’nin kendi inovatif teknolojilerini 6-7 sektör altında geliştirmesi.

Önümüzdeki dönemde özellikle hangi sektörlerin, hangi alanlara yönelik fikirlerin yatırımcı çekme anlamında şansı daha yüksek? Öncelikle kesinlikle mobil teknolojiler. İkincisi yeni nesil gıda teknolojileri. Çünkü insanlar yemek zorunda. Dünyada orijinal tohumlar tükendi. Yeni birtakım modifiye edilmiş tohum teknolojileri var ama öte yandan da daha sağlıklı gıdalara ulaşmak için uğraşılıyor. Üçüncüsü mutlaka ilaç teknolojileri. Son olarak da tümleşik elektronik sistemler. Çünkü çok yakında kullandığımız kalemin bile mürekkebinin bittiğini ölçen sensörler olacak.

Yatırım kriterlerimiz
GİRİŞ BARİYERİ Yatırım yaparken ilk baktığımız şey insan. O insan eğitim geçmişiyle, tecrübesiyle, işe olan heyecanı ve tutkusuyla bizim aradığımız enerji seviyesinde mi, buna bakıyoruz. İkincisi inovasyon. Bize gelen işin giriş bariyeri yüksek olmalı. Onun için de aslında patent arıyoruz. Çünkü o iş patentle koruma altına alınmış oluyor. Replikasyonu zor ya da imkansız işleri seviyoruz. Ürünün pazarlanabilir ve bir problemi çözebilir olması da önemli.

YATIRIM MEKANİZMAMIZ İşi Koç Grubu’nun şirketleriyle eşleştirebilir miyiz diye bakıyoruz Örneğin yakın zamanda olduğu gibi Opet ortak oluyor, para koyuyor. 20 milyon dolara kadar büyüklüğü olan bir yatırım mekanizmasıyız. Halbuki Koç şirketlerinden biri müşteri ya da ortak oluyorsa 8-9 milyar dolar söz konusu oluyor. İşin şekli değişiyor.

Türkiye’deki start up iklimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Müthiş gelişiyor. 2008-2009 yıllarında olmayan gelişmiş yatırımcı-girişimci ekosistemi var. Devletin vergisel anlamda birtakım teşvikler sunarak ortaya koyduğu destekler var. Devletin akreditasyon ve sertifikalandırma sistemiyle erken aşama yatırım fonlarını desteklemesi söz konusu. Birtakım fonların fonu dediğimiz yine devlet destekli büyük fonlar kuruluyor. Biz de Inventram olarak bu işe zaman ve para ayırıyoruz. Türkiye’nin internetini yaratmış Emre Kurttepeli, Nevzat Aydın, Sina Afra, Alemşah Öztürk gibi isimler bugünün girişimcilerine destek vermek için organize olmuş durumda. Etohum gibi pazaryerleri var. Üniversitelerin büyük bir kısmı girişimciliği ders olarak vermeye başladı ve kuluçka merkezleri kuruyorlar. Üniversitelerde yine devlet destekli, TÜBİTAK’ın desteğiyle kurulmakta olan teknoloji transfer ofisleri var. Teknoparkların sayısı artıyor. Türkiye hala global olarak 13’üncü en çekici yabancı yatırımcı destinasyonu olarak yer alıyor. Piyasada 54 milyon kredi kartı sözleşmesi var. Bu ne demek? 54 milyon kredi kartı sahibi borçlanmaya hazır. Dünyadaki her iş, her işletme borçlanmaya hazır bu tüketici kitlesine ulaşmak için elinden gelen her şeyi yapar. Onun için Türkiye çok çekici bir pazar.

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.