Neşe Gök: Geleceğin teknolojisini yakalamak istiyoruz

İnci Holding, girişim sermayesi şirketi Vinci ile endüstri 4.0, mobilite, enerji ve lojistiğe yatırım yapıyor. Şirketin yönetim kurulu başkanı Neşe Gök, “Geleceğin teknolojilerini yakalamak ve rekabeti geleceğe taşımak hedefimiz” diyor. Melek yatırımcı olarak da aktif olan Gök, şu ana kadar farklı alanlarda 4 start up’a yatırım yaptı. Gök, yatırım yaptığı girişimlerde, kurucunun hissesinin yüzde 50’nin altına düşmemiş olmasına önem veriyor.

ÖZLEM BAY YILMAZ obay@capital.com.tr

Neşe Gök, İnci Holding Yönetim Kurulu Başkanı olarak 4 milyar TL’lik bir ciroyu yönetiyor. Dört yıldır başkanlık koltuğunda oturan ailenin üçüncü kuşak temsilcisi Gök’ün hedefi, gelecek 5 yılda İnci Holding’in cirosunu 2’ye katlamak. Bunu da yeni teknolojilerin ve yeni iş modellerinin katkısıyla gerçekleştirmeyi planlıyor. Bu plan kapsamında grup bünyesinde hayata geçirilen Vinci Ventures’a da önemli bir rol biçiliyor. Vinci aracılığıyla İnci Holding, Türkiye, Almanya ve İngiltere pazarlarında mobilite, tedarik zinciri, enerji yönetimi/depolama ve endüstri 4.0 alanlarında erken aşama teknoloji şirketlerine yatırım yapıyor. Geleceğin teknolojilerini yakalamak ve rekabeti geleceğe taşımak için Vinci’nin kendileri için çok önemli olduğunu ifade eden Gök, endüstri 4.0, mobilite, enerji ve lojistik alanlarında girişimlere 100-500 bin Euro aralığında yatırım gerçekleştirdiklerini söylüyor. Grup yatırımları dışında Gök, bireysel olarak da melek yatırımcı olarak oldukça aktif. Keiretsu ve EGİAD melek yatırım ağı üyesi olarak şu ana kadar 4 bireysel yatırımı var.

Farklı alanlara yatırım yapmayı tercih ettiğini söyleyen Neşe Gök, “Yatırım yaptığım girişimlerde, girişimcinin hissesinin yüzde 50’nin altına düşmemiş olmasına önem veriyorum” diyor.

İnci Holding Yönetim Kurulu Başkanı Neşe Gök ile melek yatırımcılıktan start up ekosisteminin yaşadığı sorunlara geniş bir çerçevede konuştuk:

Melek yatırımcılığa ilginiz nasıl başladı?
4-5 yıl önce çeşitli yerlerde ‘melek yatırımcılık’ kavramını duymaya başladım. Sonra Keiretsu melek yatırım ağına üye oldum. Ardından da İzmir’de EGİAD’ın melek yatırım ağına katıldım. Aslında buna paralel olarak İnci Holding bünyesinde de bir yapımız var.

Nedir bu yapı?
Vinci diye bir girişim sermayesi şirketimiz bulunuyor. Burası kanalıyla zaten girişim sermayesi şirketleriyle tanışmaya başladık. Bilindiği gibi klasik Türk tipi yatırım aracı olarak genellikle gayrimenkul görülür. Girişim sermayesi çok alternatif bir yatırım değildir. Ama bu alana bakmaya karar verdik. Girişim sermayesine yatırım yapmaya başlayınca da start up’larla tanıştım. Ne yapıyorlar, ne tür yatırımları var konularında bilgi sahibi oldum.

Hangi şirketin yatırımcısı oldunuz?
Vinci’de de yatırım komitesindeyim. Bu şirket kanalıyla holding olarak start up’lara yatırım yapmaya başladık. Burada üç yatırımımız oldu. Lojistik alanında Octovan adlı şirkete yatırım yaptık. Diğeri endüstri 4.0 alanında faaliyet gösteren Thread in Motion (TIM), giyilebilen, barkotlu eldiven üretebilen bir şirket. Son olarak Almanya’da Berlin’de faaliyet gösteren Chargery adlı şirkete yatırım yaptık. Vinci Venture Capital aracılığıyla yaptığımız yatırımlar, kişisel yatırımlarımızdan çok farklı.

Vinci Venture Capital kanalıyla yaptığınız yatırımlarda hangi alanlara odaklanıyorsunuz?
Dört ana alanda yatırım yapıyoruz. Endüstri 4.0, mobilite, enerji ve lojistik. Her bir şirkete 100-500 bin Euro aralığında yatırım gerçekleştiriyoruz. Türkiye, İngiltere ve Almanya odaklı ilerliyoruz. Bu işin ayrı bir ekibi, yatırım komitesi var. Komitede iki profesyonel de görev yapıyor.

Burada yaptığınız yatırımlarla ne hedefliyorsunuz?
Geleceğin teknolojilerini yakalamak ve rekabeti geleceğe taşımak hedefimiz. Endüstri 4.0 alanında fabrikalarımızda kullanabileceğimiz teknolojileri bulup getirmeyi de amaçlıyoruz. Start up’lar en çok ürün ve hizmetlerinin ispatında zorlanıyor. Bizim gibi sanayi kuruluşları, onlar için bu anlamda en uygun platform. Biz ürünlerini kullandığımızda bu, tüm sanayi kuruluşlarının da o ürünleri kullanabileceği anlamına geliyor.

Sizin melek yatırımcılığınıza dönecek olursak… Melek yatırımcı olmak size neler kattı?
Neredeyse 25 yıldır iş dünyasının içindeyim ve ağırlıklı olarak insan kaynakları tecrübem var. Bu tecrübemi katabileceğim birçok alan olduğunu gördüm. Bakıldığında teknoloji dediğimiz şey, aslında şirketlerin içinde değil dışında yaratılan şeyler. Yani geleceğin teknolojileri belki benim şirketimin içinden çıkar, belki de başka şirketlerden… Ama start up ekosisteminden çıkacağı kesin. Dolayısıyla o dünyaya yakın olmak, teknolojinin son noktasında neler oluyor, neler gelişiyor, kimler neler yapıyor, bunları görmek açısından melek yatırımcı olmak benim ve şirketimiz için artı bir değer. Şirketimizde biri “Şu alana yatırım yapalım” dediğinde de start up dünyasındaki gelişmeleri takip ettiğim için “Bunu daha önce yapan bir start up var” diyebiliyorum. Bu da çok önemli.

İlk yatırımınız neydi?
Farklı alanlara yatırım yapıyorum. Keiretsu’nun içinde birçok kişinin yatırım yaptığı bir iş vardı. “Bu kadar kişi buna yatırım yaptıysa ben de yapmalıyım” dedim ama yanıldım. Bu yatırımım şu anda çok iyi gitmiyor. Bunun dışında bireysel olarak yaptığım üç yatırım daha var. Bunlar Dekopasaj, Temizlikyolda ve Urla Digital Agriculture (UDA).

Yatırım kriterleriniz neler?
Yatırım yaptığım girişimlerde, girişimcinin hissesinin yüzde 50’nin altına düşmemiş olmasına önem veriyorum. Girişimcinin hissesi düşerse azmi ve ilgisi de azalır diye düşünüyorum. Sonrasında da finansmanlarına bakıyorum. Hukuksal yapısı, her şeyin kanunlara uygun olması da benim için önemli kriterler. Melek yatırımcı olmak sadece para vermek değil, tecrübelerimi de paylaşmak isterim. O nedenle yurt dışında, uzanamayacağım girişimlerle pek ilgilenmiyorum.

Start up’ların yatırım çekmelerinde nelerin daha çok etkili olduğunu düşünüyorsunuz?
Girişime yatırım alabilmek için en önemli faktörün girişimcilerin kendileri olduğunu düşünüyorum. İnsan kaynakları geçmişi olan bir insanım. Bu yüzden her şeyden önce insana bakarım. Girişimcinin konuya ne kadar hakim olduğu, kendini ne derece şirkete adamış olduğu ve ekibin şirketi her yönüyle yönetebilecek yetkinliğe sahip olup olmadığını sorgularım. Bu maddeler en önemli değerlendirme kriterlerim arasında yer alıyor.

Türkiye’de start up ekosisteminin gelişimini nasıl buluyorsunuz?
Girişim ekosistemi tarihine baktığımızda, ABD’nin bu konuya 2. Dünya Savaşı’nın ardından el atmaya başladığını ve artık kapanması neredeyse imkânsız bir farkla tüm dünyayı geride bıraktığını görüyoruz. Fakat Türkiye, Avrupa ve diğer dünya ülkeleriyle karşılaştırdığımızda çok da geride değil. Hem geleneksel sanayi şirketlerinin varlığı hem kanun ve teşviklerin varlığı ekosistemin büyümesi için gerekli altyapıyı sağlıyor. Fakat Türk ekosisteminin önündeki en büyük engel, ekonomik veriler ve özellikle faizlerin yüksekliği… Bu sebeple doğal olarak yatırımcı, olan varlığını, yüksek getirili ve güvenli bankada tutmayıp yüksek riskli girişim ekosistemine yatırmayı tercih etmiyor. Özellikle ABD’de girişim ekosisteminin büyüdüğü dönemlere baktığımızda, geleneksel sanayinin elinde fonların biriktiği ve alternatif yatırımların çok da cazip olmadığı dönemlerde ekosistemin sıçrama yaptığını görüyoruz. Böyle bir durum Türkiye’de olur mu, ne zaman olur? Umarım çok uzak değildir.

Yatırım yapmak için ilgi alanınıza girmeyen, ancak gelişimini beğenerek takip ettiğiniz start up’lar var mı?
Türk kadın yönetici olarak Insider ile gurur duyduğumu ve beğenerek takip ettiğimi belirtmeliyim. Hem yatırımcı hem girişimci bir kadın olan Prof. Aytül Erçil hocamızın girişimi Vispera da yine beğenerek takip ettiğim start up’lardan biri. Evreka ve Fazla Gıda da bence hem girişim olarak iyi gidiyor hem çevre ve sürdürülebilirlik adına çok pozitif etkileri var. Bunlar dışında İzmirli girişimleri daha yakından izliyorum. İlk aklıma gelen İzmirli start up’lar Kodeco ve İltema. Ayrıca beğenerek takip ettiklerim dışında geçen yıl mentorluğunu yaptığım, Car4Future’un başarılı olduğunu görmeyi çok arzu ediyorum.

İş insanlarının start up’lara ne tür katkıları olabilir?
Girişim ekosisteminin en çok ihtiyacı olan şeylerden birinin geleneksel sanayilerde tecrübeli kişilerin yol göstericiliği olduğuna inanıyorum. Özellikle sanayi profesyonellerinin, yatırım yapsın yapmasın, girişim ekosistemine ilgi duymasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bilmeliyiz ki yıkıcı teknolojiler, muhtemelen bu girişimler tarafından yaratılacak. Bu sebeple iş insanları, hem teknolojinin son noktasında neler keşfedildiğini görebilmek hem Türkiye’den yıkıcı teknolojilerin çıkmasına destek olmak için bu dünyaya adım atmalı. Mentorluk programlarında mentor olarak ya da network etkinliklerine katılarak, bir şekilde bu ekosistemin bir parçası olmalılar.

Start up’lar için hangi ülkelerde ve hangi sektörlerde fırsatlar görüyorsunuz?
Özellikle katlayarak büyüme hedefi olan start up’ların, ilk andan itibaren uzun vadeli hedefi yurt dışı olmalı. Sektörüne göre, mesela girişimin alanı otomotiv ise Almanya’dan, fintek ise İngiltere’den, sağlık teknolojileriyse İsrail’den ve diğer birçok alan için ABD’den yatırım almak hedef olmalı. Türkiye, genlerinde birçok geleneksel sektörü barındıran bir ülke. Mesela tarım teknolojileri, otomotiv, fintek gibi alanlar artık nesillerdir var olduğumuz sektörler. Bu alanlarda ilk büyüme için gerekli olan MVP (minimum viable product) ve POC (proof of concept) adımlarını daha rahat yapma imkanına sahibiz; ayrıca Türkiye’de başa baş noktasına gelmeye yetecek bir pazar mevcut. Yani ‘Seed’ ve ‘Seri A’ aşamaları için yeterli alan var ama yine de eninde sonunda scale up aşaması için hedef yurt dışı olmalı.

GİRİŞİMLER NEYE ODAKLANMALI?
“Katlayarak büyüme hedefi olan start up’ların, ilk andan itibaren uzun vadeli hedefi, yurt dışı olmalı.”

“AİLEDE 5 MELEK YATIRIMCI DAHA VAR”
ORGANİK TARIM YAPIYORLAR
Bir girişime aile fertlerimin ilgisi için girdim. Urla Digital Agriculture’da (UDA) bunun etkisi oldu. Annem organik tarım yapıyor. Kardeşim ise bilgisayar mühendisi. Urla Digital Agriculture, bizim için çok uygundu. İşin içinde hem tarım hem IT vardı. Şirket, dikey tarım uygulamaları geliştiriyor. Annemin işinin ticari boyutu da var. Annem, anneannemizin adı olan Memnune markasıyla zeytin ve zeytinyağı üretiyor. Ata tohumundan buğday da üretiyor. Ayrıca karakılçık buğdayından kurabiyeler, grisiniler yapıyor.

“OPERASYONDA YOKUM”
Şirkette insan kaynakları geçmişimden dolayı daha çok İK süreçleriyle ilgileniyorum. Operasyonların hiçbirinde yokum. Yönetim kurulundayım. Finansal konular ve iş geliştirme en çok masamıza gelen konular. Şirketlerimizin hepsinin profesyonel yöneticileri, yönetim kurulları var. Bireysel olarak melek yatırımlar yapmaktan, bu sistemin içinde olmaktan keyif alıyorum. Aileden beş kişi daha lisanslı melek yatırımcı. Bunlar arasında teyzelerim ve kuzenlerim var.

ZORLANILAN ALANLAR
FİNANSMANI DOĞRU KULLANMAK
Start up’ların zorlandıkları konular, ürünlerini piyasada layığıyla test edebilmek, vaktinde gerekli finansman kaynağına ulaşmak ve bu finansmanı doğru yerde kullanmak. Özellikle Türkiye’de girişim sermayesi ve melek yatırımcı ağlarının yeterli sayıda olmaması ve start up’lara verilen desteklerin yetersiz kalması nedeniyle birçok start up, fon bulmakta çok zorlanıyor ve çok fazla vakit kaybediyor.

ŞİRKET DEĞERİNE KATKI Diğer önemli bir konu da girişimleri ile ilgili bir sonraki kritik soru olan “Şirketimin değerini ne yaparsam artırırım” sorusuna yoğunlaşmadan, enerji ve zaman kaybına neden olan, sürdürülebilir olmadığı gibi şirket değerine de herhangi bir katkısı bulunmayan noktalara başvurarak gelir etmeye çalışıyorlar.

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.